Dijital Biz Dergisi | Özel Röportaj

 

Dr. Şuayip Birinci

T.C. Sağlık Bakanlığı

Bakan Yardımcısı

Mayıs 2022

 

Gelecekte Sağlığı Dijital Araçlardan Bağımsız Düşünemeyiz

 

Dünyada COVID19 pandemisi giderek etkisini azalttı. Ancak yaşananlar, tüm dünyada sağlıkta yeni kavramların, yeni teknolojilerin daha fazla gündeme gelmesini sağladı. Türkiye’nin bu süreçteki geliştirdiği projeleri ve sağlıkta dijitalleşme serüvenini Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığının bilişim projelerinden sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci ile konuştuk.

 

Ülkemizin özellikle sağlıkta dijitalleşme sürecini ve sağlık bilişiminde geldiği aşamayı kısaca anlatır mısınız?

Ülkemizde sağlık dijitalleşmesinin temelleri 2000’li yılların başında atılmaya başlanmış, hastanelerde bilgi sistemleri yavaş yavaş kağıdın yerini almıştır. Özellikle 2010 sonrası sağlıkta dijitalleşmenin tüm dünyada sağlık hizmetlerinin odağına girmiş olması bizim ülkemiz için de aynı şekilde güçlü bir öncelik haline gelmiştir. Hepinizin bildiği gibi sağlık yatırımlarımız elbette sadece hastane yapmaktan ibaret değil. Sağlık yatırımları dediğinizde sağlıkla ilgili tüm alanlar bütüncül bir yaklaşım içerisinde ve güçlü bir kalkınma modeli ile ele alınarak yatırım yapıldı. Bakın, şu anda dünyanın en fazla kullanıcısı olan ve 30 binden fazla sağlık tesisini tek platformda toplayan e-Nabız kişisel sağlık sistemi, tüm gelişmiş ülkeler tarafından pandemi sonrasında bir ihtiyaç olarak yapılmaya başlandı. Fakat biz bu sistemi yaklaşık 7 senedir kullanıyoruz ve şu anki kullanıcı sayımızsa 60 milyona yaklaştı. e-Nabız kişisel sağlık kaydı sisteminin çok ötesinde, şu an ülkemizde yapılan ve yapılacak olan tüm projelerin altyapısını oluşturmaktadır. e-Nabız sistemini uygulamaya aldıktan sonra, yani tüm sağlık tesislerini tek platformda birleştirip veri standardizasyonunu gerçekleştirmenin hemen akabinde, SİNA-sağlık karar destek sistemini geliştirerek rasyonel politika üretimini, Mekânsal İş Zekâsı ile de sağlık verilerinin coğrafi konumlarına göre hizmet alan vatandaşların hareketlerini analiz ederek, anlaşılır ve kolay yorumlanabilir hale getirmeyi başardık. Örneğin, bir ilçeden diğerine ne kadar hastanın hangi branş için gittiğini şu anda görebiliyoruz. Bu sayede, kanıta dayalı politikalar üretip sağlık sistemine daha iyi yön verebiliyoruz. SİNA ise, yani Sağlık İstatistik ve Nedensel Analizler uygulamamız ile muayene başına laboratuvar, görüntüleme ve reçete, reçete başına ilaç, yerli ilaç oranı, ameliyat, sezaryen, memnuniyet, mükerrer başvuru gibi parametreleri her branş için kurum, il ve ülke bazında karşılaştırmalı bir şekilde tüm hekimlerimiz ve yöneticilerimize açtık.

Yine 2015 yılı içerisinde, radyolojik görüntülerin 7×24 raporlanabilmesini, radyologlar arası telekonsültasyon yapılabilmesini ve değerlendirilebilmesini sağlayan teletıp sistemini devreye aldık. Teletıp/Teleradyoloji sisteminde şu an 400 milyona yakın görüntü ve 200 milyon rapor bulunuyor.

Geçmiş görüntülere bakılması zorunluluğu sayesinde yıllık 150 milyon TL tasarruf gerçekleştirdik. Baktığınızda, bu çöpe gidecek bir para iken doğrudan ülkemiz kasasında kalıp vatandaşa hizmet olarak geri dönmüştür. Şu an 20 yılın sonunda geldiğimiz noktada dünya ile yarışan, ülkemiz adına sağlık yönetiminin önemli bir parçası haline gelmiş dijital bir altyapıya sahibiz. Bu altyapı sayesinde gelecek teknoloji olarak gösterilen yapay zekâ, büyük veri, makine öğrenimi temelli projelerimizi hayata geçirmek için var gücümüzle çalışmaya ve üretmeye devam ediyoruz.

Sağlık bilişimi projelerinin temelini oluşturan e-Nabız Sistemi’ni anlatır mısınız, şu an bu alanda dünyadaki yerimiz nedir?

e-Nabız, bugün itibariyle 60 milyona yakın vatandaşımız tarafından kullanılmaktadır. e-Nabız’ı vatandaşımızın kullanımına sunduktan hemen sonra 2017 yılında birleşmiş milletler inisiyatifinde dünya çapında en iyi sağlık uygulaması ödülünü aldık. Bu, benim için ve ekibim için çok önemli bir motivasyon kaynağıydı. İlk sorunuzda da söylediğim gibi e-Nabız ülkemizdeki tüm dijital sağlık uygulamalarının temeli niteliğindedir. Sorunuza gelecek olursak, evet e-Nabız dünyanın gelişmiş ülkeleri de dahil, çok rağbet gören ve sürekli yabancı ülke sağlık yöneticilerinin ülkemize gelerek bizzat bizlerden dinlediği ve ülkelerine entegre etmek istediği uygulamadır. e-Nabız, dijital sağlık alanında ülkemiz adına yüksek teknoloji bir ürün olarak ihraç edilme aşamasındadır. Şu an ülkemiz dışında birkaç ülkeyle görüşmeler devam etmektedir ve kısa süre içerisinde de sonuçlanarak ülke kalkınmasına katkı sağlayacak bir ürün olacaktır.

Dijital sağlık konusunda kamuda ürettiğimiz ve tüm dünyaya ihraç edilecek bir ürün haline gelen e-Nabız, bu sayede ülkemizin sadece sağlık hizmet sunumundaki bilinirliğine değil, sağlık bilişiminde de güçlü bir hale gelmesine önemli katkılar sağlamaktadır.

Bu anlattığınız sağlık bilişimi projelerinin COVID19 pandemisi sürecinde ülkemize katkısı oldu mu? Pandeminin dijital yönetimini anlatır mısınız?

Bildiğiniz gibi biz sağlık bakanlığı olarak dünyanın aksine pandemi ülkemize gelmeden yaklaşık 3 ay öncesinde dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ederek azami önlemlerimizi almaya başlamıştık. 11 Mart 2020 tarihinde ülkemizde ilk vakanın görülmesinden itibaren dijital doygunluk seviyemiz sayesinde süreci dijital platformlarda yönetmeye henüz ilk günden itibaren başlamıştık.

Ülkemiz açısından pandemi süresince hem sağlık hizmetlerinin hem de sosyal hayatın devam etmesine yönelik Sağlık Bakanlığı bünyesinde sağlık bilişimi odaklı birçok ürün ve uygulamayı da ivedilikle hayata geçirerek pandemi ile mücadelede çok daha güçlü bir konuma geldik. Pandemi ülkemize girmeden kısa bir süre önce Halk Sağlığı Yönetim Sistemi’ni (HSYS) ülkemizin mühendisleriyle 40’tan fazla sistemin entegre edildiği pandemi yönetim sistemi olarak hizmete alarak, ilk vakadan itibaren kesintisiz bir şekilde hizmet veren altyapıyı kamu, özel ve üniversite dahil olmak üzere tüm sağlık tesislerimizde kullanılabilir hale getirdik.

Yine salgının toplumsal bulaş hızını azaltmak ve toplumsal tedirginlikleri en aza indirerek güçlü bir kontrol mekanizması sağlamak adına Filyasyon ve İzolasyon Takip Sistemi’ni (FİTAS) uygulamaya alarak ulusal ölçekte salgının en yüksek seviyeye çıktığı zamanlarda 48 bin kişiye ulaşan temas takibini, ekiplerimiz vasıtasıyla bizzat yerinde kontrol altına aldık.

Bunun yanısıra vaka olarak tespit edilmiş kişilere bilim kurulu tarafından rehberler eşliğinde ilan edilen ilaçlarını yaşadığı hanelere teslim ederek güçlü bir izolasyon politikası izleyip salgının yayılma hızını güçlü bir şekilde kontrol altına almaya başladık. FİTAS uygulamasını ilgili kamu kurumlarının da kullanımına sunarak salgının denetim unsurlarının da eksiksiz yerine getirilmesini gerçekleştirdik.

Vatandaşlarımızın COVID19 belirtilerini kontrol edip gerektiğinde sağlık tesislerine başvurmaları yönünde kendilerine tavsiye kararı veren web ve mobil tabanlı uygulama olan Korona Önlem uygulamasını 19 Mart 2020 tarihinde halkımızın kullanımına sunduk. Bu sayede 12 binden fazla pozitif vakayı tespit ederek tedavilerine başladık.

Pandemi süresince günlük hayatımızın bir parçası haline gelen, iş ve sosyal hayatımızın güvenli bir şekilde sürdürülebilmesi için Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasını geliştirerek tüm ülkenin kullanımına sunduk. 222 milyondan fazla HES Kodu alınan sistem üzerinden 15 milyardan fazla risk kontrolü yapıldı. 30 milyondan fazla riskli HES Kodunun teması diğer vatandaşlarla teması engellendi.

Bunun yanısıra devam eden pandemi süresince getirilen izolasyon kararları boyunca tedavi ve rehabilitasyon süreçleri aksayan özel çocuklarımızın çevrimiçi ortamlarda görüntülü rehabilitasyon desteği alabilecekleri Özel Çocuklar Destek Sistemi’ni ve pandemide insanüstü emek ve mesai harcayan sağlık çalışanlarımız ve ailelerinin ihtiyaç duyduklarında yine görüntülü psikolojik destek alabilecekleri Ruh Sağlığı Destek Sistemi’ni kullanıma sunduk.

Tüm pandemi sürecinin bilişim sistemleriyle kayıt altına alınıp takip edildiği ülkemizde aşı sürecini de bu sisteme dahil ederek AŞILA uygulamasını devreye aldık ve aşı hakkı tanımı, randevu, aşının uygulanması ve aşı kartı süreçlerini kamu, tüm sağlık tesislerimizde ve yerinde aşı yaptığımız tüm alanlarda bu uygulama üzerinden gerçekleştirdik.

Tüm bu süreçte hem PCR sonuçları, hem kronik hastalıkları ve tüm sağlık kayıtlarını e-Nabız üzerinden takip edebilen vatandaşlarımız, aşı olduklarında da aşı kartlarına e-Nabız ve HES üzerinden ulaşabilir hale geldi.

Dünyada şu anda yeni nesil teknolojiler olan yapay zekâ, makine öğrenimi, büyük veri, artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerin sağlık alanında kullanımı gündemde. Ülkemizin bu alanlardaki projelerinden bahsedebilir misiniz?

Sağlık sektörü yeni nesil teknolojilere en hızlı adapte olan alandır. Konuyu temelinden ele alacak olursak; dünya nüfusu hızla artıyor. 2050 yılına kadar dünyada her 6 kişiden 1’inin 65 yaş üstünde olması bekleniyor ve bağımlı yaşlı nüfus giderek çoğalıyor. Bunun yanında kentsel alanlarda yüzde 55 olan nüfusun, 2050’ye kadar yüzde 68 olması yine projeksiyonlar arasında. Dünyadaki tüm ölümlerin yüzde 71’i kronik hastalıklardan kaynaklanıyor. Tüm bunlara bağlı olarak da sağlık harcamalarının ekonomik yükü artış gösteriyor.

Durum böyleyken, beklentiler bu denli değişirken ve teknoloji bize sunduklarıyla aklın sınırlarını zorlarken, zamanla yarıştığımız sağlık hizmetinin, hastanelerden çıkıp hayatın her alanında kontrol edilebilir hale gelmesi kaçınılmazdır.

Tüm bu tehditlere pandemiyi de eklediğinizde, dünya ölçeğinde sağlık sektörünün yüksek teknolojinin sağladığı imkanları maksimum seviyede kullanması bir zorunluluk halini almıştır.

Dünyada, doktorsuz, kimi zaman hastasız hastaneler konuşuluyor. Uzaktan hasta takibi dediğimiz kavram, mobil cihazlarla tanı ve tedavi sürecine evriliyor. Erken tanı kavramı, artık gen teknolojileri ile, büyük veri ile, akıllı sistemler ile çok daha geniş bir anlama sahip hale geliyor.

Bugün diyabet, obezite, hipertansiyon gibi hem giderek yayılan, hem birçok hastalığın temelini oluşturan, hem de sağlık harcamalarının büyük bir kısmını kapsayan hastalıklarla mücadele, uzaktan dijital uygulamalar ve teknoloji odaklı önleyici hizmetlerle daha mümkün hale geliyor. Dünya, yapay zekâ ve veri odaklı finans uygulamaları, değer bazlı satın alma modelleri, tedavi kalitesine göre geri ödeme sistemleri üzerine yoğunlaşmış durumda.

Ülkemizin, sağlık hizmetinin toplumsal ayağını gerçekleştirmenin bir sonraki adımı olan sağlık bilişimi, sağlık teknolojisi, önleyici hizmetler ve sağlık okuryazarlığı konularında dünyaya yön veren, yerli ve milli cihaz ve uygulamalar üreten, sadece kendi insanına değil, bölgesine sağlık hizmeti sunan bir ülke konumuna gelmeye başladığını görüyoruz.  Bu noktada biz kamu olarak üzerimize düşenleri yapmaya devam ediyoruz.

Özellikle pandeminin hemen başında teleradyoloji sistemimizde yapay zekâ odaklı görüntüleme hizmetlerini devreye alıp COVID19 tespitinde çok önemli olan bilgisayarlı tomografi görüntülerinin yapay zekâ robotları ile okunmasını sağlayarak COVID19 pozitif, negatif ve pnömoni durumlarının tespitini mümkün hale getirdik. Benzer bir çalışmayı mamografi görüntüleri için yaptık, lezyon ve kalsifikasyonları yapay zekâ yardımı ile tespit etmek amacıyla “Mamografi CAD” uygulamasını geliştirdik.

Çalışmalarımızı şimdi yapay zekâ desteğiyle meme, akciğer veya prostat kanserini tespit etmek, tümörlerin teşhisine yardımcı olmak ve iyi huylu lezyonları kötü huylu olanlardan ayırt etmek üzerine yoğunlaştırdık. SİNA uygulamamızda yapay zekâ desteğiyle acile başvuru oran ve sayılarının tahmini, tekrar yatış oranı tahmini, 1 yıl içindeki ölüm tahmini hesaplamaları gerçekleştirdik. Büyük veri uygulamalarımız ilk sorunuzda değindiğim SİNA, MİZ gibi sistemlerde yaklaşık 6 yıldır kullanılıyor.

Yakın zamanda uzaktan sağlık hizmetlerine dair yönetmelik yayınlandı. Uzaktan sağlık hizmetinin tüm bu yeni nesil teknolojilerin bir ayağı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu konuda ülkemizde yapılan çalışmalar nelerdir?

Şubat ayının hemen başında yıllardır üzerinde çalıştığımız fakat pandemi sürecinde aktif bir şekilde kullanmaya başlayarak önemli bir tecrübe edindiğimiz uzaktan sağlık, tele sağlık yönetmeliğini yayınladık. Biliyoruz ki, uzaktan sağlık hizmetleri önümüzdeki birkaç yıl içerisinde sağlık sektörünün vazgeçemeyeceği araçlardan bir tanesi olacaktır. Buranın altını çizerek söylemem gerekirse dünyada uzaktan sağlık hizmetlerini gerçekleştirebilen altyapıya sahip çok az ülke bulunmaktadır. Biz de bunlardan bir tanesiyiz. Biz uzaktan sağlık hizmetine kamu olarak geçerken çok da zorlandığımızı söyleyemem. e-Nabız sayesinde oluşturduğumuz güçlü dijital sağlık altyapımız ile pandeminin hemen başında uzaktan sağlık hizmetini COVID19 pozitif ve temaslı olan vatandaşlarımıza vermeye başladık. Bu pandemi sürecini çok daha etkin bir şekilde yürütmemizi sağlarken aynı zamanda geleceğe yönelik de yüksek katma değerli bir altyapıyı ülkemiz sağlık sistemine kazandırmış olduk.

Tüm bu gelişmeler ışığında sağlığın geleceğinin nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz?

Endüstri 4.0’ın sağladığı altyapı sayesinde, sağlık da diğer sektörler gibi köklü değişimlere sahne oluyor. Paradigmanın tamamen değiştiğini ve artık veriye dayalı kişiselleştirilmiş bir sağlık hizmetinin bizi beklediğini söylemek mümkün. Doku mühendisliğinde transdermal yamalara, giyilebilir cihazlardan nano robotlara, biyomühendislik inovasyonlarının hayatımızda daha fazla yer alması çok yakın. Hedeflenen kurgu, kişinin profiline uyarlanmış yüksek düzeyde kişileştirilmiş sağlık hizmeti sunmak. Bunun için en önemli unsur, kişinin verilerini gerçek zamanlı toplamak ve izlemek. Bu bağlamda, giyilebilir ürünler, sensörler vs. çokça önem arz ediyor.

Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında hasta verilerine erişimde birinci, elektronik sağlık kayıtlarında Estonya ve Finlandiya ile yine birinci, karar destek sistemleri kullanımında birinci ve telesağlık kullanımında ikinci sırada yer alıyor. Çünkü biz altyapıları birçok ülkeden önce ve hızlı bir şekilde hayata geçirdik. Biz, e-Nabız sayesinde vatandaşın kendi adım, tansiyon, şeker gibi farklı parametrelerini seçtiği zaman dilimlerinde izlemesine olanak sağlayan ve IOS, Androıd cihazlarıyla entegre olan bir platforma sahibiz. Üzerinde çalıştığımız ek özellikleriyle, e-Nabız’ı kişisel sağlık hizmetinde kapsamlı ve donanımlı bir platform haline getirmeyi planlıyoruz.

Son 20 yıldır ülkemiz, sağlık alanında fiziksel kapasitesini gelişmiş ülkeler seviyesine çıkardı, aslına bakarsanız bunun testini de pandemi sürecinde yaşayarak yaptık. Pandemi sürecini vatandaşını sağlık hizmetine erişim ve nitelikli sağlık hizmetini alma konusunda dünyada mağdur etmeyen birkaç ülkeden biri olduk. 20 yılda sağlık tesislerimizi yenilerken geleceğin sağlığı olarak gördüğümüz yüksek teknoloji ürünlere de bizzat kendimiz, kendi çocuklarımızla üreterek sahip olmaya başladık. Gelecekte sağlığı dijital araçlardan bağımsız bir şekilde düşünemeyiz. Bu noktada ülkemiz büyük bir başarı hikayesi olan savunma sektöründe gösterdiği yüksek teknoloji üretim vizyonunu aynı şekilde sağlık alanında da göstermeye başlamıştır.