Özel Röportaj

Ömer ÇOLAKOĞLU

ISISAN

BT Müdürü

Şubat 2019

 

Dijital Dönüşümde “Simple” Düşünmek

 

Teknolojinin hızla evrim geçirdiği bu dönemde, bu dönüşümün içinde olmak gerekiyor. Bürokrasiye takılmadan, ütopik hayaller peşinde koşmadan, sahip olduğumuz potansiyeli küçük görmeden, amaç odaklı “Simple” düşünmek tek çıkış noktamız.

 

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

2004 yılında Erciyes Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun oldum. 15 yıllık iş hayatından sonra tekrardan eğitime devam etme kararı verdim ve yine Bilgisayar Mühendisliği’nde Yüksek lisans ile eğitime devam ediyorum.

Aslında kendimi bildim bileli çalışıyorum. Ortaokul, lise ve üniversitede de okurken hep çalıştım. Ama profesyonel iş hayatıma 2003 yılında Merkez Çelik’te başladım. 8 yıl burada çalıştıktan sonra şimdiki çalıştığım grup olan Özbıyık Şirketler topluluğunun önceki grup şirketleri olan Kelebek Mobilya ve Atlantik Halıcılık’ta iki yıl olmak üzere, grubun bir diğer şirketi olan Isısan Isı’da 5 yıldır BT Müdürü olarak görevime devam ediyorum.

Erciyes Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nde dışarıdan öğretim görevlisi olarak derslere giriyorum. Bilişimciler ve BİLİŞİM GRUBU Üyesiyim. Cezeri Siber Güvenlik Akademisi gönüllü eğitmeniyim. Savunma Sanayi Başkanlığı, Siber Kulüpler Kümelenmesi’nin gönüllü eğitmeniyim.

 

Şirketiniz, sektörünüz ve faaliyet alanlarınız ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Isısan Basınçlı Kap sektöründe, sektörün lider markası olarak üretim yapan bir mühendislik firması. 68 ülkeye ve Türkiye’de sektörün önemli isimlerine ürün tedarik eden ve uzmanlık alanı gaz depolama sistemleri üretme olan bir şirket.

200’den fazla çalışanının yaklaşık 40 kişisi mühendislerden oluşuyor. Kayseri’nin tanınmış ailelerinden Özbıyık Ailesi’nin bir şirketi olup 50 yıllık bir geçmişi bulunuyor.

 

Dijital Dönüşüm konusunda görüşleriniz nelerdir? Sizce Türkiye dijital dönüşümde hangi aşamada? Şirketiniz hangi aşamada, planlarınız nelerdir?

Dijital dönüşüm bir sistem dönüşümünden ziyade bir kültür dönüşümü. Hem de kaçınılmaz. En basiti mobilite hayatımıza çok hızlı girdi. Herkes olduğu yerden bilgiye en hızlı şekilde ulaşmak istiyor ve bunu geleneksel yöntemlerle yapmanızın imkânı yok. İnsanların bir soruyu maille sorup cevabını bekleyecek vakti bile yok artık. Anında görmek öğrenmek istiyor.

Türkiye olarak bu konuda ilginç bir şekilde kamu çoğu noktada özel sektörden ileride. E-devlet benzeri büyük projeler başarıyla uygulanıyor.

Özel sektörde ise özellikle KOBİ noktasında daha fazla farkındalığa ihtiyaç var. Dijital dönüşüm para verilip alınacak bir sihirli değnek değil. Dijital dönüşen kurumun para harcamakla birlikte başka yatırımlar da yapması gerekiyor. Sonuçta tüm bu yatırımlar bilgiye daha hızlı ulaşmak için. Bilgi kıymetli ve bilgiyi temel alıp, analiz ederek bu doğrultuda stratejik planlar yapabilecek şekilde kendisini de dönüştürmesi gerekiyor. Türkçe gibi, İngilizce gibi, Veri dilini de öğrenmek ve veri ile konuşmayı kültür haline getirmek gerekiyor. Bu noktada nitelikli çalışan ve tabi ki bu çalışanları da güncel tutacak eğitimlerle ve yeni projelerle desteklemek gerekiyor.

Ayrıca başlangıçta biraz meşakkatli de bir süreç. Tutmayan stoklar, yanlış hesaplanan maliyetler, “Hani eskisinden iyi olacaktı…” diye başlayan cümleler, geleceği tahminlemeyi hedeflerken eldeki veriyi bile doğru okuyamamak hep yaşanacak.

Birçok uygulama için birçok yazılım, sistem mevcut. İnsanlar yatırım yaparken bu uygulamaların şirketlerine neler kazandıracağını hesaplayarak doğru ürünü seçip dijital dönüşüm noktasında karar veriyor. Bir müddet sonra hemen hemen tüm yazılımların benzer işler yaptığını görüyoruz.

Bence yazılımların kalitesini belirleyen ve farkını gösteren en önemli unsur esneklikleri ve farklı sistemlerle olan entegrasyon becerileri. Çünkü her sektörün, hatta aynı sektör içinde her firmanın iş yapış şekli farklı. Ayrıca bir firmada birçok yazılım aynı anda kullanılıyor.

Örneğin bizim sektörümüz proje bazlı çalışan bir sektör. Bir yaptığımız ürün diğerine benzemiyor. Standart erp kalıplarını bizim sektörde uygulamanız çok zor. Entegrasyon yapmanız gerekiyor. 3d cad/cam, plm pogramları ile erp sisteminizi entegre etmelisiniz. Çünkü ürün maliyetini en doğru alabileceğiniz yapı sizin çizimleriniz, projeleriniz.

Biz Isısan olarak bu entegrasyonu büyük oranda gerçekleştirdik. 4 yıldır tüm çizim projelerimiz bir PLM sisteminde ve 3d olarak gerçekleştiriliyor. Halen fabrika çalışanlarımıza yapacağı işleri mobil ortamda 3d olarak görebilecekleri ve her açıdan bakıp inceleyebilecekleri bir sistem üzerinde çalışıyoruz.

Robotik sistemler yine son yıllarda ilgilendiğimiz ve yatırımlarını gerçekleştirdiğimiz sistemler.

BT departmanı olarak biz inhouse çözümler ile çizim, erp, crm ve üretim otomasyon sistemlerini birbiri ile konuşturuyor, entegre çözümler üretiyoruz.

Inhouse geliştirmeye çok önem veriyoruz. Çünkü sürecimizi en iyi biz biliyoruz. Yeterli yetkinliğimiz olursa en optimum geliştirmeyi de yine bizim yapabileceğimize inanıyoruz. Bu bizim en temel prensibimiz.

 

Sizce Dünyayı değiştirecek teknolojiler nelerdir?

Katıldığım bir fuarda meşhur “Geleceğe Dönüş” filminde kullanılan otomobile bindim. Sonra başka bir standda “Tesla”nın otonom aracına bindim ve o gün teknolojinin hiç alışık olmadığımız bir tarzda, bir anda değiştiğini fark ettim. Yapay Zekâ çok hızlı geliyor.

Sonra “Tesla”nın arabasının hiç kapanmadığını öğrendim. Yani sürekli olarak bir yerlere bağlı. Bir şekilde ele geçirildiğini düşünün. Arabalardan oluşan bir orduya sahipsiniz. Siber Güvenlik tahmin ettiğimizden çok daha önemli. Savaşlar, saldırılar hepsinin yöntemi değişiyor ve biliyoruz ki tarih boyunca dünyayı hep savaşlar değiştirmiş. İnşallah bu teknolojilerin neden bu kadar geliştiğine pişman olacağımız günler görmeyiz.

Cem Boyner bir konuşmasında, “Google’ın derdi size araba satmak değil, Google arabada geçirdiğiniz zamana talip.” demişti.

Yine Elon Musk’a göre de “Düşünebilen son nesil olabiliriz”. Belki gelecekte bizim yerimize düşünen ve bize ne yapmamız gerektiğini söyleyen sistemler olacak.

İnsansız araçlar ciddi bir kültür değişimi getirecek ve arkasında birçok yeni teknoloji. Nesnelerin interneti, yapay zekâ ve siber güvenlik. Birçok yeni meslek ve yok olan birçok meslek. Şüphesiz insansız araçlar geleceği yönlendirecek çok önemli bir teknoloji. Çünkü ilk kez düşünebilen öğrenebilen sistemler yoğun bir şekilde halka açık bir ortama koyulacak.

 

Dünyada ve Türkiye’de bilişim sektörünün ve basınçlı kap sektörünün geleceği hakkında öngörüleriniz neler?

Bilişim sektörü ciddi bir dönüşüm içine girdi bile. Uzun zamandır donanımsal olarak değişimler görüyoruz. Her yıl daha hızlı bilgisayarlar, sistemler, teknolojiler görüyoruz. Bu konu bir yerde doyuma ulaşacak. Tabi donanımsal olarak yenilikler eskisine oranla daha fazla olacak ama o kadar ilgi çekmeyecek.

Yazılımsal çalışmalar daha ön planda olacak, daha fazla fark yaratacak. Birçok firma Yapay Zekâ’ya yatırım yapıyor. Örneğin Microsoft 4 yıl önce Microsoft Oxford Project AI isimli bir akademik projeyi Oxford Üniversitesi ile birlikte geliştiriyordu. Şu anda bu proje Microsoft Cognitive Services adı altında ticari hale dönüşmüş durumda. Amazon ve Google gibi firmalar zaten bu alanda gerek ticari gerek open source birçok platformu bizlere sunmuş durumda. Fiziksel satın alma yerine hizmet satın alma ciddi şekilde artacak gibi görünüyor. Diğer taraftan firmalar sistemlerini daha akıllı hale getirmeye başladı. Yakında sizin bir sistemi yönetmek için bir sistem yöneticisine, bir veri tabanını yönetmek için veri tabanı yöneticisine ihtiyacınız kalmayacak.

Bize dönecek olursak, basınçlı kap sektörü ciddi mühendislik hesabı isteyen bir sektör. Zira ürettiğiniz tanklar yürüyen birer bomba aslında. Evdeki mutfak tüpünü düşünün yaklaşık 0,2 m3. Biz onun 320 m3’lüğünü üretiyoruz. Riskin farkına vardınız mı?

Basınçlı tank imalatında en önemli unsur kaynak. Kaynak işleminin hatasız yapılması gerekiyor. Halen büyük oranda el işçiliği kullanılıyor. Bu anlamda robotik sistemler ve Endüstri 4.0 çözümleri bizim sektörümüzde kullanılmaya başlandı ve devamında büyük bir ivme ile hayatımıza girecek gibi görünüyor. Bizim ihtiyacımız olan ve gelecek teknolojiden beklentimiz ise arttırılmış gerçekliğin üretim sahamızda kullanılabilmesi. Akıllı gözlüklerle üretim sahasını gezdiğimizi hayal ediyoruz.

 

Bilişimde Dünyadaki konumumuzu nasıl değerlendirirsiniz? Sizce atılması gereken adımlar nelerdir?

Bilişim 21. Yüzyılın bize sunduğu çok önemli bir fırsat. Geçenlerde Rahmi Koç Müzesi’ni gezdim. Herkese de tavsiye ederim. Orada Sanayi devrimini nasıl kaçırdığımızı gördüm ve çok üzüldüm. Sanayi kavramı fiziki olarak altyapı sahibi olmanız gereken bir konu bu yüzden zorlukları var. Ama Bilişim öyle değil. Bilgi her yerde. İhtiyacınız olan çoğu zaman sadece bir bilgisayar ve internet. Bir makine yapmak ne kadar zor ise, bir yazılım geliştirmek aksine o kadar kolay.

Bunu bir ülke meselesi olarak ele almamız gerekiyor. Eğitim çok önemli. Bu konularda teşvikler çok önemli. Teşvikten kastım gençleri teşvik etmek. Yarışmalarla, ödüllerle, toplum içinde bu tarz proje geliştiren gençlere gösterilecek olan itibar ve saygıyla bu işin üstesinden gelebiliriz diye düşünüyorum.

Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Şu an kullandığımız cep telefonu 1998 yılının süper bilgisayarından hızlı. Bu kadar hızlı bir değişime ancak genç bir nesil ayak uydurabilir ve biz bu konuda çok şanslıyız. Gençleri çok iyi yönlendirmek, çok iyi değerlendirmek gerekiyor.

 

Endüstri 4.0 konusunda görüşleriniz nelerdir? Sizce Türkiye Endüstri 4.0’da hangi aşamada? Şirketiniz hangi aşamada, planlarınız nelerdir?

Birçok platformda Endüstri 4.0’a hazır olup olmadığımız konuşuluyor. Ben buna anlam veremiyorum. Bir konuda seçme şansınız varsa ona hazırlanırsınız ya da hazırlanmazsınız. Bizim seçme şansımız yok ki? Nereden başlamalı? Nasıl yapmalı? Sorularına hızlıca cevap bulmamız gerekiyor.

Endüstri 4.0 denilince akla karanlık fabrikalar, çeşitli sesler çıkartan ürkütücü robotlar geliyor. Sektörün bu kadar içinde olmama rağmen ben bile ürküyorum fabrikada çalışan bir işçinin hemen yanında sevimsiz bir robot olması fikrini düşününce.

Siz Endüstri 4.0 kapsamını yukarıda belirttiğim ölçüde değerlendirirseniz o zaman bu kavramı Türkiye’de ancak birkaç dev fabrikada hayata geçirebilirsiniz. Oysa hep söylüyorum. Türkiye’de şirketlerin %99’u KOBİ. Ekonomik olarak ülkeye katkısı ise %60’tan fazla. Endüstri 4.0 kapsamındaki çalışmaların KOBİ segmentinde yapılması gerektiğini düşünüyorum. En azından başlangıç noktası KOBİ olmalı. Çünkü çok az proje maliyetiyle, çok kısa zamanda geri dönüş elde edebilirsiniz. Proje başarısız olursa da kaybınız çok fazla olmayacaktır. Devletin bu konuyu bir politika olarak düşünmesi ve KOBİ’lerde tüm maliyeti karşılayıp, profesyonel ve liyakat sahibi ekipler ile her ilde 10-15 şirkette pilot çalışmalar yapması gerektiğini düşünüyorum.

16 yıldır sahada üretim yapan şirketlerde çalışıyorum. Bu süre zarfında iş sahipleriyle yani patronlarla çalışma imkânım oldu. Onlarda gördüğüm en önemli özellik, “Simple” düşünüyor olmaları. Özellikle “Basit” demek istemedim çünkü tam anlamını karşılamıyor. Onlar bir şeye yatırım yapacaklarsa bu yatırımın çok simple olması gerekiyor. Yani anlaşılır, kolay hesaplanabilir. Şu an anladığımız “Endüstri 4.0” gibi, sensörler, robotlar, cloud, yapay zekâ, makine öğrenmesi gibi uzayan cümleler onların kafasını karıştırıyor.

Endüstri 4.0’ın temel felsefesini anlamak lazım önce. Temel anlamda 3 şey var. Makinelerden veri toplama (Nesnelerin interneti), toplanan büyük veriyi analiz etme ve analiz edilen veriye göre sonuç çıkarıp yine makineleri bu sonuca göre kontrol etme.

Makinelerden veri toplama: Şu an Türkiye’nin yerli imkanları ile çok rahat yapabileceği bir konu. En fazla bazı sensörleri ithal edersiniz ama veri toplama işini rahatlıkla yapabilirsiniz.

Toplanan büyük veriyi analiz etme: Bu konuda birçok yazılım ve örnek çalışmalar mevcut. Ayrıca akademik dünya bu konuya oldukça ilgili. Bir de bu veriyi işleyecek donanımlar ulaşılabilir mertebede.

Analiz edilen veriden sonuç elde etme: Burada zaten işletmenin know-how bilgisi devreye giriyor. Bu durum aslında büyük bir avantaj. Çünkü bu sayede siz işvereni de işin içine katmış oluyorsunuz. Ona eleştirecek, beğenmeyecek bir alan bırakmıyorsunuz. Aksine projeyi sahiplenmesini sağlamış oluyorsunuz.

Bir diğer konu da Endüstri 4.0’ın getireceği istihdam sorunu. Bu konuda herkesin işini kaybetme endişesi var. Ama bir taraftan da yeni istihdam alanları oluşacak. Örneğin pilot projelerde yer alan çalışanlar bir sonraki Endüstri 4.0 kurulumunda çalışacak nitelikli çalışan olacak. Diğer taraftan robot tamiri sektörü çıkacak ortaya. Tarih boyunca değişim hep olmuş ama farklı yenilikler farklı meslekleri meydana getirmiş. Bu süreç hemen birkaç yılda olacak bir süreç değil. Şimdi başlansa en az 10-15 yıl zaman alacak. Bu sırada okullardaki eğitim şekli de bu duruma göre şekillenecek ve yeni ihtiyaçlara göre mezunlar yetişecek.

Kısacası, konuşma zamanı çoktan bitti. Artık iş zamanı. Tren kaçtı kaçıyor.

 

Üniversite ve Sanayi İş Birliğine nasıl bakıyorsunuz?

Üniversite-Sanayi iş birliği, yıllarca konuşulan bu konuda çalışmalar yapılmaya çalışılan ama maalesef yol alınamayan bir konu. Özel üniversitelerin çoğalması biraz umutlandırmıştı aslında ama maalesef henüz istenilen aşamada değil.

Burada temel konu bu birliktelik bir kere şart bunda şüphe yok. Nasıl yapılacağı konusuna gelince tarafların, belki de bu iki tarafı bir araya getirecek üçüncü tarafın empati yapması gerekiyor.

Sanayi patronu simple düşünüyor, Fayda/Maliyet hesabı yapıyor, yatırımın geri dönüşünü hesaplıyor, elle tutulacak sonuçlar istiyor. Akademik dünya karmaşık düşünüyor. Elde etmek istediği sonuç genelde bir ürün değil soyut bir yayın, bir formül, biraz daha fazla atıf alma, belki bir patent. Akademisyenlerin çoğunun saha tecrübesi yok. Keza iş verenlerin de akademik alanda tecrübesi yok.

Bu anlamda tarafları bir araya getirmek gerekiyor. Benim bir önerim var. Araştırma görevlilerinin sanayide en az 1 yıl staj gibi çalışması. Çünkü bir araştırma görevlisi genelde notları iyi olan bir öğrencinin mezuniyetinden sonra okula girmesi ile başlıyor. Zaten saha tecrübesi yok. Bundan sonra da yine saha tecrübesi içermeyen akademik konularda çalışıyor. Ondan bir sanayi projesi yapmasını beklemek doğru değil.

Söylediğim gibi akademisyenler sanayide, sanayici de üniversitede zaman geçirmeli ve birlikte proje geliştirmeliler. Özel üniversiteler bu konsepte uygun çok güzel örnek proje geliştirebilir. Böylece sanayicinin akademisyene, akademisyenin de sanayiciye olan ön yargısının kırılacağına inanıyorum.

Tabi uzun süreli staj programları da uygulanmalı. Mesela T.O.B.B. Üniversitesi bunu başarıyla uyguluyor. Bir öğrenci bir dönemini sadece bir şirkette çalışarak geçirmek zorunda.

 

Kodlama Eğitimi ile ilgili görüşleriniz nelerdir? Sizce Türkiye Kodlama Eğitiminde hangi aşamada? Yeterli midir? Bilişimin gelişimi için eğitim sektörüyle ilgili önerileriniz var mı?

Çocuklar için kodlama benim özel ilgi alanım. Aynı zamanda ortalamanın biraz üzerinde bir “Maker”ım diyebilirim. Bir baba olarak çocuklarımın bu eğitimleri alarak yetişmelerini çok istiyorum. Bununla da kalmıyor eve robotik setlerinden alıp birlikte yapıyoruz. Hatta bunlardan başkaları da yararlansın diye eğitim videoları bile çekiyoruz.

Çok şükür ki özel okulların neredeyse tamamında, devlet okullarının da bazılarında kodlama eğitimleri veriliyor. Bunların kalitesini tartışabiliriz ama olması bile bence çok büyük bir adım. Bundan on yıl önce bir sohbette Hindistan’ın bilişimdeki başarısını konuşurken “Onlarda ilkokul 3. Sınıfta Veri Yapıları ve Algoritmalar dersi alıyor.” demişti bir arkadaşım. Şu anda Türkiye’de de bu yaşlarda bu dersler işleniyor. STEM uygulamaları okulların kendilerini pazarlamak için kullandıkları bir argüman haline geldi. Bunlar çok önemli. Drone programlayan ortaokul çocuklarını görmek beni çok mutlu ediyor. İnşallah geleceğin mühendisleri olacak hepsi.