Dijital Biz Dergisi | Yazar

 

Av. Arb. Murat KEÇECİLER

 

Mayıs 2021

 

 

Kripto Paraların Yasal Çerçeve İhtiyacı

 

Blok zincir teknolojisi alt yapısını kullanan kripto paraların, terör finansmanında kullanılmasına ilişkin olarak kaleme aldığımız yazımızdan bu yana iki seneden az bir süre geçmiş. Bu süre zarfı içerisinde dünyada tedavüle giren kripto paraların adedinde inanılmaz bir patlama yaşandı. Bu süre zarfında, 9000 adetten fazla kripto para veya kripto para görünümlü sistemler tedavüle çıkmıştır. Bu süre içerisinde Türkiye, en fazla kripto para kullanan ülkeler arasında Avrupa’da birinci dünyada ise dördüncü konuma gelmiştir.

Bu paraların veya varlıkların bu derece artmasındaki ana etmen nedir? Bu teknolojinin ve bu varlıkların gelecekte daha yaygınlaşmasına ilişkin beklentinin bu artış trendi açısından önemli bir etken olduğunu göz ardı etmeksizin, bizce son dönemdeki bu şaşırtıcı ve olağan dışı artışın temelinde covid-19 salgının ekonomik parametreler üzerinde yarattığı değişim önemli bir etkendir.

Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında birçok ülkede hükümetler, ek sosyal destek ve yardımlar ile daralan ekonomik talebi ve iştahı diri tutmak hem de dar gelirli ve sosyal açıdan dezavantajlı grupları salgının yıkıcı etkisinden korumaya çalışmaktadır. Bu kapsamda birçok hükümet nakdi yardımlarda bulunmuşken, bir grup ülke ise düşük faiz oranları ile destek kredileri ve paketleri açıklamıştır. Bu durum ucuz paranın piyasalarda dolaşıma girmesine yol açmıştır. Salgın ile birlikte dünyadaki borç stoku 80 trilyon dolara yakın bir artış göstermiştir.

Salgın döneminde yaşanan kapanma ve karantina süreçlerinde ise tedarik zincirlerinin kopması ve emtia piyasalarında yaşanan ciddi dalgalanmalara ek olarak insanların işlerini kaybetmeleri veya kaybetme kaygıları insanların tüketim alışkanlıklarını da zorunlu olarak değiştirmiş durumdadır. İşsiz kalma kaygısı ile birçok insan tüketim taleplerini erteletmiştir. Tüm bu gelişmelerden dolayı küçük yatırımcı olarak tanımlanan insanlar paralarını yükselen enflasyona karşısında korumak veya ellerindeki paralarını hızlı şekilde artırmak amacıyla farklı yatırım araçlarına yönelmişlerdir. Salgın sürecinde MKK verilerine göre İMKB 400.000 civarında yeni yatırımcı giriş yapmıştır. Diğer ülke borsaları açısından da benzer artışlar yaşanmıştır. Salgın sürecinde arayış içine giren küçük yatırımcılar açısından kripto paralarda dikkat çekmiş ve bu varlıklara ilgi ve talep artmıştır. Bundan 3-4 sene önce bu sistemleri güvenilmez olarak değerlendiren birçok ekonomist bugün artık kripto paraları gelecek ekonomik düzenin belirleyici bir unsuru olduğu yönünde iddialı beyanlarda bulunmaktadırlar.

Kripto paraların kullanımının yoğunlaştığı ülkelere bakıldığında, bu paraların yerleşik parasal sistemin olmadığı, sarsıldığı veya sisteme güvenin erozyona uğradığı ülkeler olduğu görülmektedir. Somali, Afganistan gibi güvenlik sorunun öne çıktığı ülkelerde kripto paraların gündelik hayatta kullanımı çok yaygındır, aynı şekilde nüfusa oranla en çok kripto paranın Nijerya’da kullanılması da benzer nedenlere dayanmaktadır. Uzun yıllardır ekonomik krizler ile boğuşan Arjantin’in dünyada en çok kripto paranın olduğu ülke olması da kripto paraların yerleşik ekonomik sisteme ve para politikasına güvenin kalmadığı toplumlarda tercih edildiğinin somut göstergesidir.

Türkiye başta olmak üzere birçok ülke için bu paraların veya varlıkların kesin bir şekilde düzenlendiği ve hukuki bir çerçeveye oturtulduğun söylemek mümkün değildir. Bu varlıklar konusunda hukuki düzenleme yapan ülkeleri altı grupta kategorize etmek mümkündür.

Birinci grupta, bu paralar ve sistemleri kesinlikle yasaklayan ülkeler olan Cezayir, Bolivya, Mısır, Irak, Fas, Nepal, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri yer almaktadır.

İkinci grupta bu varlıkları ve paraları zımni şekilde yasaklayan ülkeler yer almaktadır. Bu ülkeler sırasıyla; Bahreyn, Bangladeş, Çin, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, İran, Kuveyt, Lesotho, Litvanya, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Tayvan gelmektedir. Bu ülkelerden Çin dolaylı şekilde bu paraları yasaklamakla birlikte kendi milli kripto parasının üretilmesi içinde çalışma yürütmektedir.

Üçüncü grup ülkeler ise bu para ve varlıkları vergi mevzuatı kapsamında değerlendirmekte ve bunlardan gelir vergisi elde etmeye ilişkin düzenlemeler yapmışlardır. Bu ülkeler; Arjantin, Avusturya, Bulgaristan, Finlandiya, İzlanda, İsrail, İspanya, İtalya, Norveç, Polonya, Romanya, Rusya, Slovakya, Güney Afrika, İspanya, İsveç ve Birleşik Krallıktır.

Dördüncü grupta, bu varlıkların terör finansmanı ve kara para aklama vasıtası olarak nitelendiren ve bu kapsamda düzenlemeler yapan ülkeler vardır. Bu ülkeler sırasıyla; Estonya, Çekya, Kosta Rika, Kayman Adaları, Cebelitarık, Hong Kong, Letonya, Lihtenştayn, Lüksemburg ve Singapur’dur.

Beşinci grup ülkeler ise hem vergilendirme hem de kara para ve terör finansmanı açısından bu varlıkları ve paraları düzenlemiştir. Bu ülkeler ise Avusturalya, Kanada, Danimarka, İsviçre ve Japonya’dır.

Vergisel açıdan bu varlık ve paraları vergilendirme çabasında olan ülkelerden İsviçre bu varlıkları yabancı para olarak değerlendirerek vergi elde etmeyi amaçlarken, İsrail varlık olarak değerlendirmekte, Bulgaristan ticari varlık olarak ele almakta, İspanya ve Arjantin elde edilen geliri vergilendirmektedir. Bu konuda en kapsamlı vergisel düzenlemeler Birleşik Krallıkta mevcuttur. Rusya ise bu varlıklardan gelir vergisi almanın yanı sıra bu varlıkların üretilmesinde sarf edilen enerji üzerinden de enerji sarfiyatına ilişkin ek vergi hesaplamaktadır.

Dünya ölçeğinde bu paralara ilişkin düzenleme yapan ülkelerden Çin, İrlanda, Litvanya, Marshall Adaları, Venezüella ve Doğu Karayip Merkez Bankası Birliğine (ECCB) üye olan ülkelerin kendi ulusal kripto paralarını oluşturdukları veya bu konuda çalışma yürüttükleri görülmektedir.

Türkiye’nin de içinde olduğu diğer ülkelerde ise bu varlıklara ilişkin ne vergi açısından ne de başka türlü bir hukuki düzenlemeye gidilmemiştir. Bu ülkeler, bankacılık ile ilgili düzenleyici otoriteler ve merkez bankaları vasıtasıyla, bu varlıklar ile yapılan işlemler konusunda vatandaşlarını uyaran açıklamalar yapmıştır. BDDK, 25 Kasım 2013 tarihinde bu varlıkların FinTech teknolojileri içinde yer almadığına ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun uyarınca elektronik para olarak nitelendirilmediklerini ve kripto paraların bir hukuki güvenceye sahip olmadıklarını “Herhangi bir resmi ya da özel kuruluş tarafından ihraç edilmeyen ve karşılığı için güvence verilmeyen bir sanal para birimi olarak bilinen Bitcoin, mevcut yapısı ve işleyişi itibarıyla Kanun kapsamında elektronik para olarak değerlendirilmemekte, bu nedenle de söz konusu Kanun çerçevesinde gözetim ve denetimi mümkün görülmemektedir.” ifade etmiştir. BDDK aynı açıklamasında bu paraların terör finansmanı basta olmak üzere yasadışı faaliyetlerde kullanılabileceğine ilişkin kaygı ve endişelerini de dile getirmiştir.

Türkiye son olarak 16 Nisan 2021 tarihinde TCMB tarafından yayınlanan 6 maddelik bir yönetmelikte kripto paraların ilk defa tanımını yapmıştır. Bu tanımlama ile Merkez Bankası, kripto paranın yasal olarak hukuki alt yapısına ilişkin ilk hukuki düzenlemeyi de Türk mevzuatı açısından yapmıştır.

Yönetmelikte yer alan tanıma bakıldığında Merkez Bankası, teknolojinin ileride geçirmesi muhtemel değişim ve evrimleri de dikkate alarak bir tanımlama ortaya koymaya çalışmıştır. Merkez Bankası yaptığı tanımlamada kripto paraların mevzuatta yer alan itibari para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarından farklı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Merkez Bankasının tanımlamasında en dikkat çekici nokta, Bankanın bu paraları, “gayri maddi varlık” olarak kabul etmesidir. Gayri maddi varlıklar; doktrin ve uygulamada ticari markalar, patentler, telif hakları, lisans ve eserleri vb. olarak daha çok eşya ve fikri mülkiyet hukukunun konusu olan varlıklar olarak tanımlanmaktadır. Gayri maddi varlık olarak tanımlanmasını bizce en şaşırtıcı yanı, gayri maddi varlıkların vergilendirilmesi karmaşık ve zorlu bir yöntem olmasıdır.

Merkez Bankası tarafından yayınlanan yönetmelikte dikkat çeken bir diğer nokta ise ödeme hizmeti sağlayıcıları ile ödeme ve elektronik para kuruluşları dışındaki kişi ve kurumların kripto paraları ödeme aracı olarak kullanılmasını ve ödeme aracı olarak kullanılmasına ilişkin hizmetleri sunmaları yasaklamış olmasına rağmen bu yasağın ihlal edilmesi bir idari yaptırıma tabi tutulmamıştır.

Yönetmeliğin 4. Maddesi ile ödeme hizmeti sağlayıcıları ile ödeme ve elektronik para kuruluşları, kripto varlıklara ilişkin alım satım, saklama, transfer veya ihraç hizmeti sunan platformlara veya bu platformlardan yapılacak fon aktarımlarına aracılık etmeyecekleri ve kripto paraları kullanarak hizmet ve sistem geliştirmekten menedilmiştir. Ödeme hizmeti sağlayıcıları ile ödeme ve elektronik para kuruluşları, yönetmelik ile yasaklanan hizmet ve işlemleri gerçekleştirmeleri durumunda TCMB denetim yetkisine ilişkin genel hükümler kapsamında belli yaptırımlara muhatap olacağı kaçınılmazdır.

TCBM tarafından yapılan bu düzenleme ile Türkiye’nin kripto paraları dolaylı şekilde yasakladığı ifade edilebilir. Ancak, bireysel kullanıcılar açısından kripto paraların kullanılması yasaklanmış olmasına rağmen bu yasak bir yaptırıma tabi tutulmamıştır.

TCMB bu yönetmeliği yayınladıktan sonra Türkiye kamuoyu, kripto para borsası olarak isimlendirilen ve aracı kurum şeklinde faaliyet gösteren birçok kurumun kapandığını ve yetkililerinin yurt dışına kaçışlarıyla sarsılmıştır.

Mevcut yasal düzenlemeler dikkate alındığında, kripto para aracılarına paralarını kaptıran vatandaşların bilişim alt yapısı kullanılmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık iddiaları ile savcılıklara suç duyurusunda bulunmaları dışında etkin bir hukuki başvuru yolu olmadığını ifade etmek zorundayız. Bu alanda daha çok mağduriyetlerin yaşanmaması açısından Türkiye bir karar vermek zorundadır. Bu sistemlerin ve kripto paraların yasaklanması ya da bu yapının sağlıklı bir yasal temele oturtulması arasında bir karar vermesi gerekmektedir. Mevcut yapının yeni yayınlanan yönetmeliğe rağmen yetersiz ve eksik olduğu açıktır.