Dijital Biz Dergisi | Yazar

 

Prof. Dr. Burhanettin Aykut ARIKAN

Türk-Alman Üniversitesi Rektör Yardımcısı

 

Ağustos 2021

 

Enformasyon Toplumunun Dinamikleri ve Uzay Endüstrisi

 

Küresel konumlandırma sistemleri vb. uzay teknolojileriyle aslında uzayı da cebimize soktuk. Dahası, çeşitli egzersiz aletleri, hafızalı köpükten yataklar, güneş panelleri, çizilmez camlar, yapay uzuvlar ve protezler, duman detektörleri, yeni nesil piller ve bunların hayatımıza soktuğu mobil cihazlar, yanmaz yalıtım malzemeleri, su arıtma sistemleri, LED ışık kaynakları ve monitörler, yeni nesil bilgisayarlar, bilgisayarlı görüntüleme sistemleri, hatta bebek mamaları gibi artık uzay endüstrisinin çıktılarını da artık günlük yaşamda kullanıyoruz. Kısacası, Enformasyon Toplumu olgusu, bizi bugünün uzay endüstrisine götürdü.

 

Amaçsız ve yersiz konuşmalarda içi boşaltılan kavramlardan birisi de Bilgi Toplumu kavramıdır. Bilgi Toplumu, her ne kadar özellikle gelişmiş Batı Ekonomilerinde, sanayi sonrası dönemdeki kalkınma ve üretim ilişkilerini tanımlayan bilgi kavramından kaynaklansa da burada bilgi terimiyle kastedilen unsur, aslında bilginin özel bir formu olan Enformasyon kavramıdır. Zira kavramın doğrusu da zaten Enformasyon Toplumudur, Bilgi Toplumu değil. Dikkat edilecek olursa, çoğu yurtdışı kaynakta da “Information Society” dendiği görülür. Gelin önce bu konuyu açıklığa kavuşturalım.

“Bilgi kavramı çerçevesindeki tartışmanın nedeni, bilgi teriminin hem Türkçe’de hem de yabancı dillerde, kavramsal düzeyde birden çok kavramla ilişkili oluşu ve uygulamada çeşitli nedenlerle bilgi teriminin diğer terimlerle karıştırılmasıdır.

Kendi başına bir anlam taşımayan ‘ham bilgi’ (veri) ile işlenerek bir biçime konmuş ve anlamlı hale gelmiş ‘işlevsel bilgi’ (enformasyon) ve ortaya bir tür zekâ koyabilecek olan ‘bilgi birikimi’ [İng., knowledge] anlamlarını içeren bilgi terimi, bu kapsam genişliği nedeniyle, söz konusu kavramsal tartışmanın ilk boyutunu oluşturan bir “kavramlar hiyerarşisini” meydana getirirler.

Foskett, enformasyon ve bilgi birikimi anlamlarındaki bilgiyi şu şekilde birbirinden ayırır: “bilgi birikimi benim bildiğimdir, enformasyon herkesin bildiğidir”, ve ekler: “birikim ona sahip olan birey ile sınırlıdır, buna karşın enformasyon iletişim yoluyla paylaşılan birikimdir.”  Kısacası, enformasyon anlamındaki bilgi, paylaşılan ve paylaşılmak için, bir iletişim altyapısına dayalı olarak biçimlendirilen, bir bilgi birikimi türüdür.” (Arıkan, 2020)

Peki, bu bizi nereye götürür? Enformasyon Toplumunu diğer toplum türleri olan tarım ve sanayi toplumundan ayıran nedir? Temelde bu ayrım kendini üretim ilişkilerinde gösterir. Tarım toplumunda, mülkiyetin temeli arazi olup, sanayi toplumunda bu yerini makineye bırakmıştır. Tarım toplumunda üretim kolektifken, sanayi toplumunda kitleseldir. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Enformasyon Toplumu ortaya çıkmaya başladığında, makineler yerlerini önce bilişime sonra da bilişim ağlarına bıraktılar, üretim de kitleselden önce bireysele sonra da küresele döndü. İşte bu hızlı dönüşüm içinde, önce bütün Dünya küresel bir köy halini aldı, sonra da o köy akıllı telefonlar üzerinden cebimize kadar indi.

Ancak konu burada da kalmadı. Küresel konumlandırma sistemleri vb. uzay teknolojileriyle aslında uzayı da cebimize soktuk. Dahası, çeşitli egzersiz aletleri, hafızalı köpükten yataklar, güneş panelleri, çizilmez camlar, yapay uzuvlar ve protezler, duman detektörleri, yeni nesil piller ve bunların hayatımıza soktuğu mobil cihazlar, yanmaz yalıtım malzemeleri, su arıtma sistemleri, LED ışık kaynakları ve monitörler, yeni nesil bilgisayarlar, bilgisayarlı görüntüleme sistemleri, hatta bebek mamaları gibi artık uzay endüstrisinin çıktılarını da artık günlük yaşamda kullanıyoruz. Kısacası, Enformasyon Toplumu olgusu, bizi bugünün uzay endüstrisine götürdü. Uzay endüstrisi dendiğinde de, ortaya uzay bilimi, kolonileşme, uzay hukuku gibi bir çok boyut çıkıyor. Bu boyutları doğru anlamak ve sağlıklı bir gelecek vizyonu ortaya koymak için de Enformasyon Toplumunun dinamikleri ekseninde uzay endüstrisi olgusuna açıklık getirmek lazım.

Bu noktada, Enformasyon Toplumu olgusunun, birbirini tanımlamayan iki önemli dinamiğini ele almak lazım: Sürdürülebilirlik ve İnovasyon. Bu iki kavram sürekli olarak birbirini tanımlar, zira sürdürülebilir kalmak için inovasyon yapmak gerekir, inovasyon yapan ancak sürdürülebilir kalır, inovasyonun amacı da sürdürülebilir olmaktır.

O zaman Sürdürülebilirliğin doğru bir tanımını yapmamız gerekir: “Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını da gözeterek karşılamak”. Burada bizim ne kadar sürdürülebilir olduğumuzu ortaya koyan iki unsur var: El ve Ayak İzlerimiz. El izlerimiz ortaya koyduğumuz olumlu etkiler, ayak izlerimiz ise olumsuz etkiler. Bu olumsuz etkilerin çoğu elbette sanayileşme kaynaklı. Dünya Ekonomik Formunun (WEF) güncel raporlarından biri olan “Paydaş Kapitalizmi” başlıklı raporda, sürdürülebilirliğin yönetimi konusu şu dört perspektife inceleniyor:

  • Yönetişim İlkeleri;
  • Gezegen (Çevresel Sürdürülebilirlik);
  • İnsanlar (Toplumsal Sürdürülebilirlik);
  • Refah (Ekonomik Sürdürülebilirlik).

Bu noktada, elbette Sürdürülebilirlik Yönetimi konusunun temelini oluşturan bir dizi kavram var. Bunlardan ilki, uyumdan benimsemeye yönelim, yani birtakım kurallara uymak için değil de bunları içselleştirerek sürdürülebilir bir üretim ortaya koymak için uğraşmak. Diğeri, bir Yönetişim Kültürü yaratmak. Bir diğeriyse, Üçlü Bilanço adı verilen Çevresel, Sosyal ve Ekonomik sürdürülebilirlik alanlarında şeffaf ve hesap verebilir bir yapıyı ortaya koymak.

İnovasyon kavramına gelince bu konu özellikle son zamanlarda, körlerin fili tarifine benzemeye başladı. Bazıları kendi algılarını hatta beğenilerini inovasyon diye anlatmaya çalışıyor. İnovasyon illa aya adam göndermek değildir; Kibrit kurusunu daha fonksiyonel tasarlamak da inovasyondur. Ancak uzaya adam göndermek, inovasyonun en ileri halidir.

Peki doğru tanımı ne bu inovasyon kavramının? Öğrencilerimle beraber, geliştirdiğimiz bir tanım var, onu işlevselliğinden dolayı pek beğeniyorum: “Etkiye yol açan değişim”. Zira, değişim illa yenilik olmak zorunda değildir; Her yenilik de inovasyon değildir. Bir değişimin veya yeniliğin etkiye yol açabilmesi için, insanlar, toplum veya pazar tarafından benimsenmesi lazım.

Dahası, inovasyon ne değildir, ona da göz atmakta fayda var. İlk önce şunu söylemek lazım: İnovasyon yarışma değildir, yarışmayla da yapılmaz. İnovasyon sadece “fikrim geldi” etkinliği de değildir. İnovasyon tek başına Ar-Ge hiç değildir. Dahası, inovasyon bir çıktı da değildir. İnovasyon bir süreçtir: Fikir Yönetimi, Ar-Ge veya Ür-Ge ve Ticarileştirme alt süreçlerinden oluşur İnovasyon Süreci.

Peki, o zaman İnovasyon neler sağlar? İlk cevap çok net: Katma Değerli Üretim ki bu da sürdürülebilir ve rekabetçi olabilmek için tek çaremiz. İkincisiyse, Pazar Payı Artışı. Bu da Küresel Planda Rekabetçi olabilmek için şart artık. Ve nihayet Büyüme. Bu da Sürdürülebilir olmak için şarttır.

Peki bu bizi nasıl bir gelecek vizyonuna götürebilir, gelin en son bunu da ele alalım. Ulaşmaya çalıştığım gelecek vizyonunun adı Uzay Endüstrisi. Uzay inovasyonun son ufkudur. Zira uzay, bütün sanayi kolları ve hizmet sektörlerini doğrudan etkiler. Tüm bu sanayi kolları ve sektörler, Uzay Çalışmalarının tedarikçisi konumundadır. Uzay Teknolojisi kalite, süreç optimizasyonu, tedarik zinciri ve imalat mükemmeliyeti konusunda en üst düzeyi temsil eder. Uzay Teknolojisinin hata toleransı yoktur çünkü Uzay Teknolojisinde her şey mükemmel olmalıdır. Uzay Teknolojisi çok hassastır. Uzay Çalışmaları birçok sanayi ve sektörde en yüksek standardı belirler.

Uzay konusu, doğrudan bir ulusal güvenlik konusudur. Bu noktada, “Uzay-Vatan” kavramının da altını çizmek istiyorum: Bazı kesimlerin cehalet dolu yaklaşımlarına da zaman-zaman şahit oluyoruz. “Aya gideceğiz de ne olacak?” gibisinden gaflet dolusu sözler sarf edilebiliyor.  Amerikalılar aya propaganda için gittiler. Ay o dönemde Soğuk Savaşın galibiyet sembolüydü. Günümüzde de aya adam göndermek, sembolik bir hedeftir. Asıl önemli olan konu, bu hedefin yanında yer alan diğer dört temel hedef ki, ben bunları çok önemsiyorum. Aya adam göndermek bir iletişim ve propaganda hedefidir. Ama diğer hedefler o kadar somut ve can alıcı hedefler ki, bunlardan biri bile oyunun rengini değiştirmeye yeter. Beraber bakalım:

Uzay Limanı: Uzay-Vatan’da Kolonileşmenin yani Ticari Hakimiyetin yolu buradan geçiyor. Ancak uzaya açılan limanlarınız varsa kolonileşme yarışında yer alabilirsiniz. Dünyadan haberi olmayan arkaik tortu için çok önemli bir bilgi de vereyim: bu yarış çoktan başladı!

Mili GPS Sistemi: Uzay-Vatanda Askerî Hakimiyetin yolu da buradan geçiyor. Dışarıya bağlı bir küresel konumlandırma sistemi sizi kör de eder, şaşı da. Olmazsa olmaz bir hedef bu.

Milli Uydu Markası: Dışa maddi ve idari bağımlılığın bitmesi anlamına geliyor bu. Yer istasyonu milli sınırlar içinde olmayan veya milli sınırlar içinden fırlatılamayan hiçbir uydu milli olamaz, zira.

Uzay Teknoparkı: Uzay Teknolojisi geliştirmek demek bu. Başka söze hacet yok.

Bu kadar lafı da Büyük Atatürk’ün o altın değerindeki özdeyişiyle bağlamak istiyorum: “İstikbal göklerdedir!”…

Kaynaklar:

  • Arıkan (2020), Bilgi Erişim Sistemleri (2. Bs.), İstanbul: Urzeni
  • WEF (2021), Stakeholder Capitalism, World Ecnomic Forum